KİTAP YORUMU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
KİTAP YORUMU etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Aralık 2023 Perşembe

NEBO'NUN MAVİ KİTABI

Merhaba 😊 Nükleer felaket sonrası hayatta kalan bir anne ve oğlunun hikayesi bu kısa roman. Hızlıca okuyup bitirdim sürükleyici bir dili var. Merak ettim karakterlerin geçmişini de. Dylan ve annesi Rowenna yaşadıklarını kayda geçirmek için yazmaya karar veriyorlar biz de ortak oluyoruz hikayelerine.


Diğer yerlerde bombalar atıldıktan sonra Rowenna malzemeler yiyecekler alır. Bahçe işleri temiz suyu bulmanın yolları eski usul ilaçlar gibi hayatta kalmalarına yardımcı olacak bilgilerin çıktısını alır hazırlıklar yapar. Sonra gerçekten de onların da başına felaket gelir. Buna son adını verirler. Sondan sonra hayatta kalmalarını okuyoruz biz de. Ama ben öncesini de çok merak etmiştim. O konulara da değindi kitap. Rowenna'nın geçmişini merak ettim yani çünkü  oglu Dylan'a bir şey anlatmıyordu. Bi de Sondan sonra bir kız çocuğu olmuş. Üçü birlikte hayata tutunmaya çalışıyorlar elektrik su olmadan. Kendi bitkilerinin yetiştirmeyi öğrenip kış bahçesi inşaa ederek etraftaki evleri araştırıp işlerine yarayacak aletleri bularak. Dylan çocukluğunu yaşayamadan büyüyüp annesine yardım etmek zorunda kaliyor. Algıları açık becerikli bir evlat oluyor. Yıllar geçiriyorlar böyle yalnız bir şekilde.

Onların ufak dünyalarını okuyoruz biz de. Kitabı beğendim. Böyle bir felaket korkunç olur tabi ki insanların hep öldüğü hayatta kalanların da yaşamak için fazlaca emek harcadığı temel yaşam gereksinimlerine zorlukla ulaştığı bir hayatı düşünmek bile istemem. Size de tavsiye ederim. Kıymetini bilmediğimiz çok şey var ama onları kaybetsek mahvolurduk. Ufak bile olsa her şey çok önemli hayatta.

26 Kasım 2023 Pazar

Dokuzun Yükselişi - Pittacus Lore


Merhaba 😍 Uzun zamandır kitap okuyamıyorum ve yorum yazmayalı çok oluyor. İş hayatı öyle zor ki günlük rutinlerime daha yeni yeni dönebiliyorum. Dört numara benim serisinin ilk iki kitabını yıllar önce okumuştum.


Bu kitap ise 3.kitabı ve heyecan katlanarak devam etmiş. Kısaca seriyi özetleyim Lorien gezegenini  Madagorlular yok ediyor. Lorienliler de miraslarını belli sayıda çocuğa aktarıp onları dünyaya yolluyor. Güçlerini kazanıp savaşma zamanı gelinceye kadar çocukları koruyucuları eğitip kolluyor. Bu kitapta hayatta kalan Lorienliler ilk kez bi araya geliyordu. İlk başta hepsi farklı gruplarla bi araya gelebilmisti. Hatta yine birbirlerini kaybettiler bulmaya çalıştılar. Işınlanma gücü bile onlari kolayca bi araya getiremedi. Sonradan binbir zorlukla hepsi birleşiyor ve savaşmaya çalışıyorlar. Yine hepsinin kaybettiği kazandığı şüphelerle karşılaştıkları bi sürü olay oluyor. Yeni mirasları da ortaya çıkıyor bazısının. Bi de bi öngörü buluyorlar mağarada çizimler halinde acaba o kötü sonlar gerçeğe dönüşecek mi diye de düşündürdü kitap.

Okuması çok keyifliydi şimdi ne olacak diye merakla bekledim. Kısa bi tatile gitmiştik o zaman sonuna doğru gelmiştim hızlıca ama son kısımlarını daha yeni okuyabildim. Kitabın sonunda kayıp dosyalar da var onları okuması da güzeldi ve iki tane madagorlunun hikayesi de mevcuttu o nereye bağlanacak merak ediyorum. 4.kitaba bi an önce başlayacağım.

Bu seri güzel ve gerçekten sağlam bi fantastik seri arayanlar için ideal. Hatta filmi de var. Seriyi çokça tavsiye ederim pişman olmazsınız🙂 daha çok bilinmesini isteyeceğim serilerden biri Lorien Efsaneleri🤩

KAMELYALI KADIN - Alexandre Dumas

 


Merhaba🥰 Köyde ve yolculukta okuyarak bitirdiğim güzel bir klasikle geldim. Konusunu böyle beklemiyordum ama sevdim. İmkansız bir aşk hikayesi mevcut. En başından beri merak ettim. Çünkü kitap ölen bir hayat kadınının eşyalarının açık arttırmaya çıkması ile başlıyor. Bi adam da ona hediye edilen bir kitabı alıyor. Sonrasında o kitabi hediye eden kişi çıkageliyor. Adam merak ediyor tabi neler olduğunu ve zor da olsa soruyor. Kitabı hediye eden kişi de yaşananları anlatmaya başlıyor.Aslında kitabın başında belliydi hikayenin sonu. Ben sevmem mutsuz sonları da spoiler verilmesini de ama kitabın başı aslında sonunu belirten şekilde başladığı için bi yandan da garip bir şekilde merak ettim🫠 Detaylar önemli çünkü. Kolay okunan bir dili var.

HAYSİYET - ECE ÜNER

 


Merhaba Ece Üner'i tanımayan yoktur diye düşünüyorum. Güzel ve sorgulatıcı bir kitap yazmış. Haysiyet kitabını sonunda bitirdim uzunca bi süre elimde süründü işe başladığım döneme denk gelince anca okuyabildim aslında çok hızlı bitecek bir kitap ve kesinlikle tavsiye ediyorum. Bana da çok sevdiğim bi arkadaşım tavsiye etti iyi ki okudum🥰


Pandemi döneminde yaşanan şeyler başta olmak üzere kadın cinayetleri, absürt olaylar, ülkenin gündemleri ele alınmış. Trajikomik şeyler de üzen sinirlendiren şeyler de çok fazlaydı. Okurken biz ne yaşamışız ya diye tekrar bi sorguladım. Neden bunları yaşıyoruz asıl soru bu. Neden bunlar başımıza getiriliyor?

Herkesin okuyup kendi payına düşeni anlaması gerekir bence. Eleştirel mizahi bir dille yazılmış. Severek okudum yormayan bir anlatımı mevcut. Bence bir şans verin 😍

22 Temmuz 2019 Pazartesi

KAYIPLAR – SARAH DALTON (LEKELİLER # 2)




Yazar: Sarah Dalton
Çevirmen: Elif Öykü Us
Yayınevi : Agapi
Sayfa Sayısı : 400
İlk Baskı Yılı : 2016

KİTAP TANITIM:

"Sığınak, beklenti ve hareketle dolup taşıyordu. Bir anda daha önce düşünmediğim bir şeyi fark ederek donakaldım; savaşacaktık ve insanlar ölecekti."
Kayıplar unutulmuş olanlardı; toplumun ve yasanın dışında yaşıyorlardı. Mina özgürlük için, daha iyi bir hayat ve bir gelecek için savaşıyordu; ama özgür bir dünya bile çürüyebilirdi. Mina, Klanlar'ın içindeki yeni hayatına başlarken gücüyle ilgili ummadığı kadar fazla bilgiye sahip olan insanlarla tanışacaktı. Üstelik bu bilgi her şeyi, Daniel'la ilişkisini bile değiştirebilecek büyüklükteydi. Yeni arkadaşlar edinirken, eski dostları ona şok edici bir şekilde ihanet edecekti. Sığınak'taki hayat zordu, üstelik o kadar tuhaf âdetler vardı ki, Mina yeni evinin tam kalbinde pis işlerin döndüğünden şüphelenmeye başlayacaktı. 14. Bölge'nin yozlaşmasını geride bıraktığını sanırken, bir diktatör Sığınak'ı istila etmekle tehdit edecek ve Mina, insan doğasının en iğrenç yönleriyle karşı karşıya kalacaktı. Klanlar'ın Savaşı'nın tam ortasında kaldığında özgürlüğü de yok olacak mıydı?
Lekeliler serisinin ikinci kitabı olan Kayıplar, güçlü kişilere meydan okuyarak yeni tehlikelerle yüzleşmeye devam eden Mina'nın hikâyesini anlatmaya devam ediyor. Okuyucuyu daha fazla isyan, aşk ve ihanetle nefesini kesecek duygu dolu bir serüvene sürüklüyor.

KİTAP YORUMUM:


Merhaba :)


Lekeliler serisinin 2.kitabıyla geldim. 2.kitap olan Kayıplar’da karakterlerimiz Klanlara gitmeye çalıştılar ve sonra oraya adapte olmaya.. ilginç şeyler oldu. 

Mina babasını buldu ve diğer ucubelerle tanıştı. Meğer babası diğer olağanüstü güçleri olan çocukları bulmaya uğraşmış ve sonra da onların özgürce yaşayacağı bağımsız bölge olan Klanlara taşınmış.

Mina’nın amcası gelip onları Klanlar’a götürüyor. Daniel, Sebastian ve Angela yolculuğa çıkıyorlar. Klanlar İskoçya’da. Oraya kadar yolculuk ediyorlar. Hem yolda başlarına kötü şeyler geliyor hem de özgür olacaklarını sandıkları Klanlar’da. Nereye gitseler zulüm var.
Angela neredeyse tüm kitap boyunca atarlı davrandı ve sinir oldum. Ama sonradan aklı başına geldi, olgunlaştı. Hele 3.kitapta çok iyiydi.

***Ucube olan çocuklar:
Hiro: telepat, düşünceleri okuyor, duyma
Mike: duyguları kokluyor, koklama
Kitty: insanların kokusunun tadını alıyor, tatma
Ve böyle olunca bunun 5 duyuyu oluşturduğunu anlıyorlar.
Daniel: geleceği görüyor, görme
Mina: telekinezi, dokunma
Bu 5 yetenekli genç birbirlerine bir şekilde bağlılar ve birlikteyken çok daha güçlüler. Hiro’yu çok sevdim. Diğerleri eh işte :)

27 Aralık 2018 Perşembe

ARSEN LÜPEN KİBAR HIRSIZ - MAURICE LEBLANC



Merhaba. Arsen Lüpen serisine başladım. Kütüphanede gördüm ve çok merak ettim. Sherlock, Poirot gibi kült karakter haline gelmiş biriymiş. Yazarından önde gelen karakterlerden hem de. Gerçekten çok zeki, kibar, centilmen birisi ama hırsız. Hem de en iyi hırsızlardan. Sadece zenginlerden ve soyulmayı hak edenlerden çalıyor. Hırsızlık yapmadan önce polise ve kurbanlarına mektupla haber bile veriyor. Çok ilginç birisi.

Bu Arsen Lüpen maceralarının ilk kitabi ve beğendim. Sherlock'un adı da geçti birkaç kez. Zaten ikinci kitabı Sherlock'la karşılaşmasıyla ilgili şimdi ona başladım.

3 Kasım 2018 Cumartesi

BIR KADININ YAŞAMINDAN YİRMİ DÖRT SAAT - STEFAN ZWEIG


Stefan Zweig klasiği bir kitap bu. İncecik ama çok düşündüren tarzda.

Burjuva bir kadının hikayesi. Altmış küsür yıllık yaşamında onu tamamen değiştiren, derinden etkileyen tek bir gün var sadece. Yıllarca o günü kimseye anlatamadan tek başına hem sevinç hem de büyük utanç duymuş. Yıllar sonra birisine anlatıyor yaşadıklarını.

Saygın, zengin bir kadın bu. Mr.C. Kocası vefat ettikten sonra hayattaki tüm umutlarını kaybediyor. Çocukları da artık ona ihtiyaç duymadığı için farklı şehirlere gidiyor geziyor. Yaşamak için amaç bulmaya çalışıyor. Bir gün kumarhanede onu mimik ve el hareketleriyle derinden etkileyen genç adamla karşılaşıyor. 

Bu adam hissettiği ne varsa tüm açıklığıyla  ifade ediyor. Poker yüzü denilen şey adamda yok. Aşırı hırslı biri. Kumar bağımlısı. Kadın hayatı boyunca böylesine hissettiklerini ele veren biriyle karşılaşmadığı için bu adamdan çok etkileniyor. 

24 Ekim 2018 Çarşamba

ON KÜÇÜK ZENCİ – AGATHA CHRISTIE 



Merhaba :)

Agatha Christie’nin en ünlü romanını bitirdim. Klasik Christie romanı gibiydi ama bir yandan da değildi. Çok ilginçti gerçekten. Sürükleyici, akıcı ve heyecanlıydı.

10 kişi Zenci Ada'sına davet edilir. Hepsi aynı gün oraya gider. Zenci Adasının sahipleri ortaya çıkmaz. Olay bu 10 kişi etrafında döner. Gayet güzel karşılanırlar yemeklerini yerler. Birbirlerini tanımaya çalışırlarken bir ses duyarlar. Tüm kişilerin belli tarihlerde öldürdüğü insanların isimlerini söyler ses. Tabii hepsi panik olur sesin kaynağını ararlar. Gramofondan gelen bir kayıttır.

İlk gün hizmetçinin karısı ölür. Uykusundan uyanmaz. İlginç olan diğer şey de masanın üstünde duran 10 küçük zenci biblosundan 1 eksilmiştir. Bu detaya bayıldım. Ölen kişiler oldukça biblo sayısı azalıyordu. Diğer ilginç olansa her odada On Küçük Zenci şiirinin olması ve olayların şiirdeki sıraya göre olmasıydı.

21 Ekim 2018 Pazar

KENDİNE AİT BİR ODA – VIRGIANA WOOLF



KİTAP TANITIMI:

Edebiyat dünyasının feminist bir makalesi olarak adlandırılan Kendine Ait Bir Oda, kadın hareketinin elinden düşürmediği önemli kitaplardan biri olmayı başarıyor. Erkeklerin kadınlara uyguladığı baskının ve her zaman süre gelen “Eşitlik” tartışmasının cevabını tarihten alıntılar yaparak yanıtlıyor.

“Kadın ve edebiyat” arasındaki bağlantıyı kurmaca bir yazıyla ve karakterleriyle anlatan Woolf, kadınların neden daha az şiir yazdığını veya neden erkekler kadar yaratıcı olamadığını anlattığı eserinde, tarihsel süreç içerisinde kadının toplumdaki yerini de ele alıyor. Kadınların dünyasına dair ilginç tespitleri, farklı bakış açılarını içeren eserinde Woolf, odasındaki duvarı verdiği cevaplarla örmeye çalışıyor ve şöyle sesleniyor kadınlara: “Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!”

KİTAP YORUMUM:

Merhaba bugün sizlere Virgiana Woolf'un feminizm temalı önemli bir kitabını tanıtacağım. Çoğu kişi feminizmi erkek düşmanlığı olarak biliyor ama aslında alakası yok. Her iki cinsiyette eşittir,eştir. Kitabi okuyunca fark ettim ki 1929 yılında yazılmış bu kitapta da günümüzde de kadına bakış açısı aynı. Ne kadar çabalasak da kadınlara gereken önem verilmiyor. Tek değeri ev hanımlığı ve çocuk doğurmak olarak geçiyor. Ancak kadınların da duyguları, düşünceleri ve kendine ait bir yaşamları var. Ne isterlerse yapabilirler ama kadınlara engel oluyor birçok şey.

 Woolf diyor ki erkekler gibi kadınlar da yazar olabilir. Ancak kendine ait bir odası ve parası olmalı. Kendine ait bir odası olmalı çünkü özgürlüğünü yaşayacak bir ortama ihtiyacı var. Parası olmalı çünkü kimseye bağımlı olmadan yazmalı ve kitap çıkarabilmeli. Değindiği birçok konu ve önemli yazarlarin isimleri görüşleri var kitapta. Herkesin okuması gereken kitaplardan. Sonlara doğru biraz sıkıldım açıkçası. Çünkü bahsedilen yazarların  ve fikirlerin çoğunu bilmediğimden konuya hakim olamadım. Yıllar sonra tekrar okuyacağım belki daha iyi anlarım. Kitabın kapanış konuşması da güzeldi bence. .

Kadınların erkeklerin yaptığı şeyleri yapması hâlâ bazı çevreler tarafından çok uygunsuz görülüyor. Kadınlar çocuk sahibi de olabilir kariyer sahibi de. Seçtiği mesleğe, giyimine, yediği yemeğe göre bile yargılayan var. Her yaptığı olay olurken nasıl özgür bir birey olabilir ki kadınlar?

30 Ağustos 2018 Perşembe

ÇOK BİLİNMEYEN GÜZEL KİTAP SERİLERİ


Merhaba bugün blogumda yeni bir şeye başlayacağım. Yeni seriler keşfettikçe buraya ekleyeceğim. Aynı şekilde sizin de okuduğunuz ve popüler olmayan güzel seriler varsa yorumda belirtin. Bu arada yaptığım sıra en güzelden kötüye falan değil. Her biri çok güzel. Ben sırayı aklıma gelme sırasına ve okuma sırama göre yapıyorum.

1) LORİEN EFSANELERİ – PITTACUS LORE
Bu seriyi kütüphaneden bulduk arkadaşlarımla. Sonradan 3.kitabının çıkması çok uzun sürdü. Seriyi toptan alıp baştan okumayı da çok istiyordum çünkü yıllar önce okudum ilk iki kitabını. Bir gün markette 10 tl ye ikinci kitabını görünce hemen aldım. Sonra Okuoku sağ olsun bir indirim yaptı. Diğer iki kitabı da onar liraya aldım. Tek sıkıntı seri pek bilinmediği için yayınevi diğer kitapları çevirmiyor. Artemis yayınları lütfen artık seriyi tamamen çevirip bitirin. Okuoku sayesinde bilinme seviyesi de yükseldi. Fiyatı cok uygun olduğu için millet aldı daha neyi bekliyorsunuz seriyi çevirmek için? =)


(FOTOĞRAF BANA AİT)

Seri 7 kitaptan oluşuyor. Bazı ekler var onlardan biri 2.kitabin icine koyulmuş. Seri çevrilirse yine bu şekilde yaparlar ve daha az kitap çıkartırlar.

DÖRT NUMARA BENİM YORUMUM İÇİN TIKLAYIN :)
ALTI NUMARANIN GÜCÜ YORUMUM İÇİN TIKLAYIN :)



Seri ile ilgili ilginç olan şey yazari. Yazar bilinmiyor. Kendini hiç göstermemiş. Kitabin başında bir tanıtım var ama seri ile ilgili bir şey. Onu okuyunca kitap daha da gerçek duruyor. Sanki tüm olanlar gerçekmiş gibi hissediyorsunuz.

2) PERG EFSANELERİ – BARIŞ MÜSTECAPLIOĞLU

27 Ağustos 2018 Pazartesi

GÖRÜNMEZ ADAM – H.G. WELLS


Bilimkurgunun kültlerinden birisi olan Görünmez Adam kitabını yorumlamayı çok istedim. Belki bu konudan sıkılmışsınızdır görünmezliğin işlendiği onca kitap ve filmler var. Ama bu kitap çok eski zamanda yazılmış ve müthiş bir zeka sonucu ortaya çıkmış. Görünmezliği mantıklı açıklayan ilk kitap sanırım.

H.G.Wells'in okuduğum ilk kitabı ve kesinlikle son olmayacak =)

Bir bilim insanı yıllarca deneyler yapıyor görünmezliği bulmaya çalışıyor. En sonunda buluyor. Bunu tüm dünyaya yaymadan önce kendi üstünde deniyor / denemek zorunda kalıyor. En başta sadece bilim tutkusuyla başlayan bu macera sonradan insanlık dışı bir şeye dönüşüyor. Wells bile Görünmez Adamı bize sevdirmeye çalışmıyor daha çok onu eleştiriyor ve yermeye çalışıyor. Bu çok garipti. Görünmez Adamı kimse anlamaya çalışmıyor çünkü insanlar bilmediğinden korkar. Özellikle görmediği ama sesini duyduklarından. Herkes ona zarar vermeye çalışıyor arkadaşı bile.


(FOTOĞRAF BANA AİT ALMAYINIZ.)

İlk başta Görünmez Adam yapacağı harika şeyleri düşünerek çok daha tutkulu bir halde oluyor ama sonradan acı gerçekleri fark ediyor. Soğuk bir kış gününde hem de kar yağarken çıplak bir halde dolaşmak çok zor. Kar birikintisi üzerini kaplarsa varlığı ortaya çıkar. Çamura basarsa ayak izi bırakır ve çocuklar fark eder. Yemek yerse sindirmeden insan içine çıkamaz çünkü yemekler görünür haldedir.

 Görünmez olunca kiralık evini de kaybetmek zorunda kaldığı için kış gününde yatacak yer bulmak çok zor olur. Böyle iğrenç durumlar onu insanların gelip gitmediği Iping kasabasına yönlendirir. Üstüne bir palto giyer. Yüzünün tamamına sargı bezleri, takma burun ve kocaman gözlükler yerleştirerek kasabaya gelir. Bu esrarengiz yabancıyı hiç misafiri olmayan han sahipleri şaşkınlıkla karşılar. 

Bu adam uzun süre gözlerden uzakta yaşar ama işte insanlar merak etmeden duramaz. Bu adamı rahat bırakmazlar. Oysa tek istediği parasını ödediği odasında kimseyi görmeden huzurla çalışıp deneyi tersine çevirecek bir yol bulmaktır.

17 Ağustos 2018 Cuma

LEKELİLER - SARAH DALTON (LEKELİLER # 1)

Yazar: Sarah Dalton
Çevirmen: Hazal Dinçer
Yayınevi: Agapi
Sayfa sayısı: 328
İlk basım yılı : 2015
Tür: Distopya, Genç Kurgu
KİTAP TANITIMI:
Genetik Geliştirme Bakanlığı, bir Kırılma gecesinde İngiltere'yi ele geçirir ve her şeyin mükemmel olduğu bir dünya yarattığını düşünür. Ancak her güzel şeyin ve kusursuz bir dünya yaratmanın elbette bedeli olacaktır.

Büyüleyici klonlarla dolu bir dünyada Mina Hart, genleri değersiz bir Lekeli'dir. Ve bu durumu onun bütün haklarını elinden alır; eğitim hakkını, normal bir yaşam hakkını, aile kurma ve tabii ki çocuk doğurma hakkını. Tehlikeli bir sır saklayan Mina'nın, Aziz Jude Okulu'ndaki ilk gününde Angela'yla tanışana kadar hiç arkadaşı olmamıştır. Ancak arkadaşlıkları hayatlarına Angela'nın üvey kardeşi Daniel dâhil olunca biraz karışır. Çünkü Mina, Daniel'ın doğal haline ve gizemli gücüne karşı koyamayacaktır. İşin içine Mina'nın konuşmasının dahi yasak olduğu mükemmel klon Sebastian da karışınca her şey birbirine girer ve nihayetinde kendilerini aşk ve isyan dolu bir yolculuğun ortasında bulurlar.

KİTAP YORUMUM:

Çok fazla bilinmeyen bir serinin ilk kitabi Lekeliler.
Günümüzden yıllar sonra Genetik Geliştirme Bakanlığı mükemmel klonlar oluşturur. En güzel, en yakışıklı, en etkileyici insanlar ortaya çıkar. Sonra bu gittikçe artar ve gerçek insanları genleri değersiz bir Lekeli olarak ilan ederler. Dünyayı mükemmel klonlar ele geçirir.
İnsanları değersiz gördükten sonra çok daha iğrenç şeyler yaparlar. Gerçek insanların eğitim hakkını, çocuk doğurma hakkını , aile kurma hakkını ellerinden alırlar. Kısacası onları belli bir yaşa gelince kısırlaştırıp akli dengelerini de bozarlar ve normal yaşama hakları olmaz.

Laboratuvarda üretilen klonlar, doğal insanları hizmetçi olarak görür ve kullanır. Çok ilginç bir olay cidden. Şu anda dünyada klon yapmak her ülke tarafından yasak ama böyle bir şey olsaydı tıpkı bu kitaptaki gibi olurduk biz insanlar. 

Okurken hep kendimi o dünyada hissettim ve iğrendim böyle bir zihniyetten. Her şey yapay ve sahte. Yapay ve sahte olan güzellikler  doğal güzelliğin önüne geçmekle kalmayıp onu esir ediyorlar.

11 Aralık 2017 Pazartesi

OLAĞANÜSTÜ BİR GECE - STEFAN ZWEIG

Yazar: Stefan Zweig
Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
Çevirmen: İlknur İgan
İlk Baskı Yılı: 2015
Sayfa Sayısı: 80
Tür: Hikaye
***
KİTAP TANITIMI:

Olağanüstü Bir Gece, seçkin bir burjuva olarak rahat ve tasasız varoluşunu sürdürürken giderek duyarsızlaşan bir adamın hayatındaki dönüştürücü deneyimin hikâyesidir. Sıradan bir Pazar gününü at yarışlarında geçirirken, belki de ilk kez burjuva ahlakından saparak "suç" işler. Böylece yeniden "hissetmeye" başladığını, kötücül ve ateşli hazları olan gerçek bir insan olduğunu fark eder. İçindeki haz dolu esrime, aynı günün akşamında onu gece âleminin son atıklarının arasına, "hayatın en dibindeki lağımlara" sürükleyecek, varış noktası ise ruhani bir uyanış olacaktır. 

KİTAP YORUMUM:

Hissiz bir adamın yaşamı tüm duygularıyla öğrenmeye çalışmasının hikayesi bu. 

Yaşamın amacını, insanlara iyilik etmenin önemini kavratan bir hikaye.

Tek bir gecenin insana derin izler bırakabilmesini okuyoruz. Zweig yine kalemini konuşturmuş.

Sonunda Stefan Zweig'ın çok konuşulan bu kitabını okuyabildim.  Güzeldi.

Hayatta dikkat edilmeyen ama geleceğe yön veren ufak ayrıntıların, bir hayatı değiştirebileceğine, bir  insanı yaşama bağlayabileceğine tanık olacaksınız.

Yine dershanede başlayıp otobüste bitirdiğim bir kitap oldu.

Stefan Zweig'ı bu yüzden seviyorum işte. Dili anlaşılır ve sürükleyici. Bir çırpıda bitiyor. İnsana yönelik hikayeleri. İnsan psikolojisine ve ruhuna...

29 Ekim 2017 Pazar

ÇIRAK – TESS GERRITSEN (R&I # 2)




Yazar: Tess Gerritsen
Çevirmen: Cumhur Mısırlıoğlu
Yayınevi : Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 384
Baskı Yılı: 2015
Tür: Polisiye, Gerilim, Heyecan, Aksiyon, Romantizm
***

KİTAP TANITIMI:

Cerrah Geri Dönüyor... Ve Bu Kez Yalnız Değil...

Boston dedektifi Jane Rizzoli, Cerrahın elinden yeni kurtulmuş, kâbuslarının sona erdiğini düşünmeye başlamıştır ki, yeni ortaya çıkan bir seri katilin peşine düşmek zorunda kalır. Ancak bu yeni katilin yöntemlerinin Cerrahınkilere olan benzerliği ürkütücüdür. Davayla ilgili herkesten daha çok şey bilen gizemli bir FBI ajanının ortaya çıkışı Rizzoli'nin işini kolaylaştırmaktan çok daha da zorlaştıracaktır. Uzun yıllardır birlikte çalıştığı ortağının yardımı olmadan tek başına savaşmak zorunda olan dedektif, korkularıyla ve kâbuslarıyla yüzleşip Cerraha ve "çırağına" meydan okumaya hazırlanmaktadır.




KİTAP YORUMUM:

İki gün önce başlayıp dün gece saat 1 e kadar okuyup bitirdiğim kitabın yorumuyla sizlerleyim. Okumayı bırakamadım, sonunu çok merak ettim ve uykusuz gözlerle okumama değdi cidden çok beğendim :)

***Ayrıca Tüm Türkiye'nin ve Türk olduğunu hissedenlerin 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Kutlu Olsun ! :)

Cerrah kitabını okuduydum. 9.sınıftayken. Ama o zamanlar Çırak'ı kütüphaneden veya arkadaşlarımdan bulamamıştım. Sonradan kendim aldım. Ama okumaya fırsat olmadıydı. İyi ki şimdi okudum. O kadar özlemişim ki Tess'in cümlelerini. Bana çok iyi geldi, stres yaşadığım bu dönemde.


Cerrah aklımdaydı. Ama yine de unuttuğum yerler olmuş. Onları da Çırak sayesinde hatırladım. Yani Tess önemli kısımları yine hatırlatmış. Kitap harikaydı.  Çok heyecanlı ve sürükleyiciydi.

Cerrah'ın yaptıklarını taklit eden bir adam çıkıyor ortaya. Ama sonra onun taklit değil kendi zevki için bunları yaptığı anlaşılıyor. Bu adam eş olan insanlara saldırıyor. Adamları öldürüp kadınları kaçırıyor. Tabi bunları hapiste haber izlerken Warren Hoyt da öğreniyor. Cerrah bir şekilde hapisten kaçıp Çırak'ı buluyor. Artık cani insanlar 2 kişi. Bundan en çok etkilenen Jane Rizzoli oluyor tabi ki.

Rizzoli 1 yıl önce yaşadıklarını unutmaya çalışırken bu son olan cinayetler onu tekrar mahvediyor. Ama polisten tek kadın olması dolayısıyla kendini güçlü tutmaya duygularını kontrol etmeye çalışıyor. Çünkü herkesin gözü onun üstünde. Herkes o düşsün diye beklerken Rizzoli tam tersi kalkıp savaşıyor.  Bu cinayetlerde Baş Dedektif o oluyor.

Rizzoli'nin yaşadığı korkular, güçlü kalmaya çalışması falan çok iyi anlatılmış. Ayrıca onun tek kadın polis olması ve sürekli erkeklerin küçümseyici bakışlarına katlanmak zorunda olması da güzel anlatılmış.

Bu kitapta Dr. Maura Isles ve Ajan Gabriel Dean aramıza katılıyor. İkisini de çok sevdim tabi ki :))

7 Ekim 2017 Cumartesi

ATEŞİN ŞARKISI – TESS GERRITSEN

ateşin şarkısı ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Tess Gerritsen
Orijinal adı: Playing With Fire
Çevirmen: Cumhur Mısırlıoğlu
Yayınevi : Martı Yayınları
Sayfa Sayısı: 304
Baskı Yılı: 2016

KİTABIN TANITIMI:

"Ona baktığınızda ne görüyorsunuz?" "Kızım o benim. Tabii ki her açıdan mükemmel olduğunu düşünüyorum. Fakat"... "Fakat?" Artık ondan korkuyorum.

Üç yaşındaki kızının saldırısına uğradığında Julia'nın hissettiği tam da budur. Genç kadın, dünyalar tatlısı kızı Lily'ye ne olduğunu anlayamaz, ama onu bu hale neyin getirdiğini biliyordur. Ya da bildiğini sanıyordur.

"Her şey o zaman değişti işte. Kâbus o zaman başladı. Incendio'yu ilk çaldığım zaman. Bu müzikle ilgili bir şey hayatımıza bulaştı ve kızımı, her gördüğümde kanımı donduran birine dönüştürdü."

Julia, bir antikacıda bulduğu Incendio adlı bestenin, kızı üzerindeki ürkütücü etkisinin sırrını çözmek zorundadır. Bu uğurda yalnızlığı göze alıp, yabancı bir şehrin karanlık geçmişine uzanan sokaklarında kaybolsa bile.

(Benim kameramdan)

KİTAP YORUMUM:

En sevdiğim yazarlardan biri olan Tess Gerritsen’ın farklı türdeki kitabıyla karşınızdayım :)  

Bu kitabı taa Ramazan’da okuyup bitirdiydim. Bir türlü yorumunu yazamadım. Oruç olduğum halde 1 günde bitirdim. Bir başladım, sonra bir baktım akşam ezanı okunuyor. Kitabı bitirmişim akşama kadar :)

Çok ilginç bir kitaptı. Evet Tess alışıldık konularından uzaklaşmış. Bana göre iyi bir kitaptı. Tess ne yazsa okurum diyenlerden olduğum için :) Tess’in anlamı benim için çok farklı. Polisiyeyi ve adli tıpı bana cidden sevdiren yazardır. Bu kitabında farklı kültür, geçmişin karanlık sırları, müzik var. Sonunda yine şaşırtıcı. Harika bir kitap bana göre. Ama Tess’in normal konularından uzak olduğunu bilerek başlayın hayal kırıklığına uğramazsınız :)

Her ne kadar Rizzoli & İsles serisini 9.sınıftan beri hala bitirememiş olsam da okumayı çok sevdiğim bir yazar. Kitaplarının hepsi elimde olmadığı için bitiremedim zaten serisini. Ama inşallah seneye yazın R&I nın tüm kitaplarını alıp okuyacağım :)
Kitaba gelelim bu kadar sohbet yeter ;)

Kemancı Julia, Roma’da eski bir sahafta daha önce hiç görmediği, duymadığı bir besteyi buluyor. Incendio. Çok hüzünlü başlayan ama sonra çılgınca hızlanan bir beste bu. O hüzünlü ses bir anda gerilim müziğine dönüşüyor. Onu çalarken çok farklı hissediyor. Bu besteyi çaldığı andan sonra 3 yaşındaki tatlı kızı bir anda değişiyor ve Julia’nın korktuğu birine dönüşüyor.

30 Eylül 2017 Cumartesi

FARKLI – ANDREAS STEINHÖFEL



Yazar: Andreas Steinhöfel
Çevirmen: Suzan Geridönmez
Yayınevi : Tudem Yayınları - Çocuk Edebiyatı Dizisi
Sayfa Sayısı: 224
Baskı Yılı: 2016

KİTAP TANITIMI:

"Kafamda sürekli bir ton düşünce dolaşıyor, buna bir de şu renkler, sesler ve tüm diğer şeyler ekleniyor. Bir şey yapmak beni rahatlatıyor."

Felix Winter, 11. doğum günü kutlaması hazırlıklarının yapıldığı gün geçirdiği bir kaza nedeniyle komaya girer. Felix'in girdiği koma, tıpkı on bir yıl önce ona gebe kalan annesinin hamileliği gibi tam 263 gün sürer. Kazadan sonra zaman ve dünya bir süreliğine dengesini yitirmiştir. Felix artık tamamen "farklı" bir çocuk olmuştur.

Ailesinin kendisine verdiği ismi dâhi reddeden Felix, bundan böyle "Farklı" olarak adlandırılmak ister. Yeni adıyla Farklı "Kırmızı müziğin tadını düşünüyorum." diye bir cümle kurabilen bir çocuktur artık. Tüm çevresi için tekinsiz bir yolculuk başlamak üzeredir. Unutmak ve hatırlamak kavramları, sadece Farklı için değil; çevresindeki herkes için bir hesaplaşma ve değişim sürecinin de tetikleyicisi olacaktır. Farklı'nın belleği adeta sıfırlanmıştır. Ancak Farklı'nın anılarına kavuşmaması için her şeyi yapmaya hazır olan biri vardır…

Edebiyatseverlerin ruhlarının bir köşesinde pusuya yatan "Farklı"yı uyandırmayı amaçlayan Steinhöfel, mucizelere hak ettiği değeri vermekten çekinmeyen her yaştan okurun kendinden bir şeyler bulabileceği, sorgulamalarla dolu bir gerçekle yüzleşme randevusuna çağırıyor kitapseverleri.

"Rico ve Oskar" kitaplarıyla tanıdığımız, Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü, Erich Kästner Edebiyat Ödülü gibi sayısız ödülle onurlandırılan sıra dışı yazar Andreas Steinhöfel'den, benlik, kimlik, kişilik mücadelesi, özgürlükler ve iç hesaplaşmalar üzerine, fantazya unsurlarının gerçekçi bir kurguyla harmanlandığı başyapıt değeri taşıyan çarpıcı bir roman!
KİTAP YORUMUM:

Bugün sizlere kütüphaneden aldığım bu güzel kitabı anlatacağım :) Kütüphaneye yeni gelmişti, ilk alan ben oldum :) Görür görmez kapağı ve yazıları dikkatimi çekti.


Çocuk kitabı gibi gözüküyor ama bence değil. Kitabın tasarımı güzel. Kalın cildi ve kapaktaki resim çok hoş. Özellikle bölüm başlarında verilen resimlere bayıldım. Zaten böyle ufak tefek resimler çok güzel oluyor bence :)

İç konuşmalara yer verilmesi, farklı bir üslubu, güzel cümleleri…

Adı gibi farklı bir kitap. 

21 Eylül 2017 Perşembe

SON ADA – ZÜLFÜ LİVANELİ

son ada ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Zülfü Livaneli
Yayınevi : Doğan Kitap
Sayfa Sayısı: 196
Baskı Yılı: 2013

KİTAP TANITIMI:

"Zülfü büyük kapıdan bu romanıyla girmiştir."
-Yaşar Kemal-

Son Ada'nın adsız anlatıcısı, adını kendisinin koyduğu bu yeri "son sığınak, son insani köşe" olarak niteliyor. Anlattığı, nerdeyse bir ütopya: "Herkes elinden geldiği kadarını, içinden geldiği kadarını yapıyordu." Ancak bu durum uzun sürmez: Ülkenin darbeci başkanının emekliliğini huzur içinde geçirmek için adaya yerleşmesi, bu cennet adada yaşayanların huzurunu kaçıracaktır.

Başkan, Son Ada'yı her tür "anarşi"den kurtarmaya kararlıdır. Adanın halinden hoşnut toplumunu "çoğunluğun oyları neyi işaret ediyorsa onu yaparak" oluşturduğu "kurul"lar eliyle yönetmeye, adanın ağaçlıklı yolunu "park ve bahçe geleneklerine göre düzenlenmiş" bir hale getirerek başlar. Görünüşte her şey demokratik geleneklere uygundur.

Ütopya tam bir distopyaya dönüşürken, başta martılar, bu gidişe başkaldıranlar da vardır...

"Livaneli'nin bu benzersiz yaratıcı romanında, insan yapısı otoriteyle karşı karşıya... Yazar bizi dünyamız üzerinde yeniden düşünmeye çağırıyor. Mutlaka okunmalı."
-Prof. Lenore Martin, Harvard Üniversitesi-

"Romanı bitirdiğinizde, bir yurdu yok eden kişilerin, küçük bir adayı da kolaylıkla yok etmesinin doğal olduğunu anlıyorsunuz."
-Hasan Akarsu, Cumhuriyet-

 (Benim kameramdan)

KİTAP YORUMUM:

Okuduğum en güzel kitaplar arasına rahatlıkla girer bu kitap. Bu sene okul, dershane yoğunluğu içindeyken otobüslerde okuyarak bitirdim kitabı.

Son ada, doğa ve insanın en uyumlu yaşadığı, cennet gibi bir adadır. İnsanlığın son kalesi misali…

Fakat bir gün Başkan denilen diktatör ve zalim bir adamın adaya gelmesiyle tüm düzen bozulur. Demokrasiyi bahane ederek sözde yönetim kuruluyla işe başlar. Önce ağaçların oluşturduğu doğal gölgelik alanını bozar ve medeni insanların yaşayacağı bir ortam olması gerekçesini sunar. Park ve bahçeler yapacağına ve adanın medeniyet etkisinde olacağına inandırır herkesi.

Sözde bu Başkan rahat ve huzurlu emeklilik yaşamak için şehirden adaya gelmiştir. Şehirdeyken Başkan darbeci ve zorba bir başkandır ve adaya gelince de bu huzurlu, kimsenin kimseye karışmadığı, yönetim biçiminin olmadığı adaya sözde kanun ve demokrasi sözleriyle zorba bir küçük hükümet kurar. 

8 Kasım 2016 Salı

PİRUZE Şam'da Bir Türk Gelin – SİNAN AKYÜZ



Yazar: Sinan Akyüz
Yayınevi: Alfa Yayıncılık
Tür: Hayat hikayesi
Sayfa Sayısı: 453
Baskı Yılı: 2011

KİTAP TANITIMI:

"Erkeklere 'Bu evde eksik olan sensin' dediğimizde, adamların yüzleri asılıyor. Biz kadınları, çok film izlemekle suçluyorlar. Keşke evlendikten sonra da ellerimizi tutabilselerdi. Başımızı dizlerinin üzerine yatırıp saçlarımızı okşasalardı. Erkekler evlendikten sonra bunları neden yapmıyorlar? Sahi, bunlar hep filmlerde mi yaşanıyor?"

Derlermiş ki, bazı hayatlar zaman içinde bağlıdır birbirine. Çağlar içinde yankı bulan, eski bir çare ile zincirlidir ötekine.

Yaşadığı acı gerçeklerden kurtulmak için Şamlı bir kocanın elinden Türkiye'ye kaçan genç bir kadının oğullarına kavuşmak için verdiği mücadelenin hüzün dolu hikâyesi, hafızalarınızdan kolay kolay silinmeyeceğe benziyor.

İncir Kuşları, Sevmek Zorunda Değilsin Beni, Yatağımdaki Yabancı gibi çok okunan kitapların yazarı Sinan Akyüz'ün kaleminden genç yaşta Şam'da gelin olan Piruze'nin gerçek yaşam öyküsünü soluk soluğa okuyacaksınız...

KİTAP YORUMUM:

Piruze, bir Türk diplomatın kızıdır. Babasının görevi yüzünden Şam’a taşınırlar. Piruze’nin hayali İngiltere’de üniversite okumaktır ama babası izin vermez, Şam’da kalır mecburen. İlk zamanlarda sürekli şikayet eder gitmek ister, Şam’ı sevmez ama sonra öylesine gittiği bir partide tanıştığı yakışıklı çocuğa aşık olur.
Hayatındaki ilk büyük kararı verir. Onunla evlenmek ister. Adı Wassim’dir ve Şam’ın zengin ailesinin oğludur. O da Piruze’yi sever. Piruze babasının kızmasına küsmesine aldırmadan onunla evlenir. Annesi ve annesinin arkadaşının uyarmalarına babasının kendisine yüz çevirmesine aldırmaz. Piruze artık aşk denizine atılmıştır. Gözü başka şey görecek durumda değildir. Mantığına uyup dalgalara karşı gelip kıyıya ulaşmak yerine kendini denize ve rüzgara bırakır, sürüklendiği yere gider karşı koymaz. İlk hatası da bu olur zaten…

12 Ekim 2016 Çarşamba

BEYAZ ZAMBAKLAR ÜLKESİNDE - GRİGORİY PETROV

Yazar: Grigory Petrov
Yayınevi : Koridor Yayıncılık
Sayfa Sayısı: 229
Baskı Yılı: 2009

***

KİTAP TANITIMI:

Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Mustafa Kemal Atatürk zamanında Türkçeye ilk kez çevrildi. Atatürk, kitabı okuduğunda bu destansı başarıya tek kelimeyle hayran olmuştu. Derhal kitabın ülkedeki okulların, özellikle askeri okulların müfredatına dahil edilmesini emretti. Türk askerleri ülkelerindeki “yaşamı yenilemek” için mutlaka bu kitabı okumalıydılar. O vakitler, kitap o kadar çok ilgi gördü ki, Kuran-ı Kerim’den sonra en çok okunan kitap haline geldi.
Bu kitap tüm yoksulluğa, imkansızlıklara ve elverişsiz doğa koşullarına rağmen, bir avuç aydının önderliğinde; askerlerden din adamlarına, profesörlerden öğretmenlere, doktorlardan işadamlarına kadar, her meslekten insanın omuz omuza bir dayanışma sergileyerek, Finlandiya’yı, ülkelerini geri kalmışlıktan kurtarmak için nasıl büyük bir mücadele verdiklerini, tüm insanlığa örnek olacak biçimde gözler önüne sermektedir.

KİTAP YORUMUM:

Herkesin okuması ve anlaması gereken bir kitap. Mutlaka kütüphanenizde bulunmalı...

Bataklık bir ülke olan Finlandiya'nın kuruluşunu ve gelişmesini anlatıyor. Kuruluş hikayesi olduğundan biraz ağır ilerliyor. Başlarda sıkılabilirsiniz ama sonra kitap sarıyor ve ne olduğunu anlamadan bitiriveriyorsunuz :D

Finlandiya halkı da ülke toprakları gibi bataklığa gömülmüş cahil ve tembel insanlar. Bir gün Snelman diye bir adam halkın içindeki fitili atesliyor ve o zaman halk kendine geliyor. Birbirlerine yardım etmeye ve el birliği ile ülkelerinin gelişmesine katkıda bulunuyorlar. Onlar yaşam mimarı oluyor...

31 Ağustos 2016 Çarşamba

UZUN BEYAZ BULUT <-> GELİBOLU – BUKET UZUNER

gelibolu buket uzuner everest ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Buket Uzuner
Yayınevi: Everest Yayınları , Türkçe Edebiyat Dizisi
Tür: Tarih, Edebiyat
Sayfa Sayısı: 323
Baskı Yılı: 2001 (İLK BASKI)

***

KİTAP TANITIMI:

Çanakkale 2000

Çanakkale Savaşları'nda ölen büyük dedesinin mezarını aramak için Gelibolu'ya gelen Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkı'nda bastonuyla dolaşan Türk Nine'nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrı…

Çanakkale 1915

Osmanlı teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Alistair John Taylor'ın birlikte insanlığa verdiği dehşetengiz ders…

Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı: Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olur mu? Ya da: Tarih düz okunacak bir metin midir? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır?

Buket Uzuner, romancılığının doruklarında bir başyapıta daha imza atıyor.


KİTAP YORUMUM:

Öncelikle 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!

Buket Uzuner'in okuduğum ilk kitabıydı ve diline, yazım tarzına hayran kaldım, kesinlikle son olmayacak. Tüm kitaplarını okumak istiyorum. Beni bir sürü düşünceye sevk eden her cümlesinde farklı şeyler hissettiren bu güzel roman için de teşekkür ederim :)

Çanakkale, yüreğimizdeki sızı, anaların babaların eşlerin kız kardeşlerin gözündeki yaş, bir yalan uğruna ülkelerinden koparılan gençler, gelincik çiçekleri, her yanı kan kokan topraklar, kan kırmızısını içine hapseden masmavi deniz, göz alıcı güneş doğuşu batışı… Çanakkale kanayan yaramız…
Gelibolu ise sözün bittiği yer.

Uzun Beyaz Bulut Yeni Zelanda'nın adıdır. Çünkü Aotearoa bu anlama gelir. Ayrıca Uzun Beyaz Bulut Gazi Alican Çavuş'un üç çocuğunun adıdır. Bu isimleri koyma hikayesi çok ilginçti. Beyaz da zaten bizim muhteşem Türk kadını Beyaz Hala :)

Bu kitap Türk Ali Osman Bey ve Yeni Zelandalı Alistair John Taylor’ın kesişen hayat hikayesini anlatıyor. Ama bu hikayeyi anlatırken, Çanakkale savaşını, kahraman Türk milletini, İngilizler tarafından kandırılarak Gelibolu’ya savaşa getirilen her şeyden habersiz Anzak gençlerini, dedesinin hikayesinin izlerini bulmak için Türkiye’ye gelen Yeni Zelandalı genç kadını, babasının biricik kızı her alanda kendini eğiten ve annesine inat hayatı boyunca evlenmeyen Eceabat köylüsü yaşlı ama güzelliğinden ödün vermemiş bir kadını, hayatı boyunca dedesinin kahramanlıklarını dinleyerek büyüyen bir adamı ve her iki ülkede de kahraman olan askeri anlatıyor.

Kitapta yaşanmışlık var. Yazar kurgu demiş, gerçeklerle benzerlik olsa olsa tesadüftür demiş. Ama ben olabileceğine inanıyorum. Başından her şeyi tahmin ettim ama bu tahmini okumak etkileyiciydi, hüzünlüydü, mutluluktu.

Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede kahraman olabilir mi? 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...