17 Eylül 2016 Cumartesi

SCARLET – MARİSSA MEYER (AY GÜNLÜKLERİ SERİSİ # 2)



Yazar: Marissa Meyer
Çevirmen: Deniz Arı
Yayınevi : Artemis Yayınları - Roman Dizisi
Tür: Fantastik, Macera
Seri adı ve sırası: Bir Ay Günlüğü Kitabı Serisi # 2
Sayfa Sayısı: 484
Baskı Yılı: 2014

KİTAP TANITIMI:
Dünya Yok Olma Tehlikesiyle Karşı Karşıyayken, Külkedisi İle Kırmızı Başlıklı Kız'ın Yolları Kesişecek...

Mekanik ustası sayborg Cinder hapishaneden kaçma planları yapıyor ancak bunu başarabilse bile dış dünyanın tehlikelerine karşı kendini nasıl koruyacak?

Dünya'nın diğer ucunda, Scarlet Benoit'nın büyükannesi günlerdir kayıp. Scarlet büyükannesini bulmasına yardımcı olabilecek bir sokak savaşçısı olan Wolf'la tanıştığında, başta bu yabancıya güvenmekte tereddüt ediyor. Ne de olsa sokaklar 'kurt'larla dolu! Yolları kesişen Scarlet, Wolf ve Cinder birlikte esrarengiz bir maceraya atılırken onları bekleyen yeni bir gizemden habersizler. Şimdi üç masal kahramanı da Ay Ülkesi kraliçesinin hep bir adım önünde olmak zorunda. Çünkü kötü kalpli kraliçe, yakışıklı prensi kendi kralı ve esiri yapmak için elinden geleni ardına koymayacak.

Cinder Hakkında:
"Sayborglar arasında bir beyaz atlı prens."
- The Wall Street Journal-

Marissa Meyer, Washington'ın Tacoma kasabasında doğup büyüdü. Henüz küçük bir çocukken kitaplara âşık olan Marissa, ergenlik yıllarından beri gençlik edebiyatı üzerine çalışıyor. Peri masallarına da büyük bir sevgi besleyen Marissa, gençlik günlerinden beri bu masalları yeniden kurguluyor ve bu tutkusundan da vazgeçecek gibi görünmüyor.


KİTAP YORUMUM:

Yazar gittikçe çıtayı yükseltiyor. İlk kitap harikaydı bu daha da harika :)

Seriyi hızlı bitirmek istemiyorum o yüzden ilk kitabı bitirdikten çok sonra başladım. Ama iki üç günde bitti. Bir yandan da merak ediyorum hızlı hızlı okumak istiyorum. Sanırım ikincisi olacak. Bu kitap çok daha güzeldi.

Kitabın kapağı ve iç kapakları ve ön sayfadaki sepet resmi, bölüm numaralarındaki karakteristik yazı yine muhteşemdi. 
scarlet marissa meyer ile ilgili görsel sonucu
Bu kitapta yeni kahramanlarla tanışıyoruz:
Scarlet namı diğer ‘Kırmızı Başlıklı Kız’.
Gizemli adam ‘Wolf’.
Hırsız, hükümlü, firari, komik, subay ama kendine kaptan diyen ‘Kaptan Carswell Thorne’.

scarlet MARİSSA MEYER ARTEMİS ile ilgili görsel sonucu

Kitap Scarlet’ın babaannesinin kaybolmasıyla başlıyor. Polisler onu bulamadıkları için davayı kapatıyorlar. Scarlet’ın büyükannesi Benoit Çiftliği’nin sahibi, yalnız, çılgın bir kadın. Geçmişte yani emekli olmadan önce ordu pilotuymuş. Scarlet kaçırılmasından kuşkulanıyor. Çünkü onun kimlik çipi çıkarılmış ve hava aracını almadan gitmiş, ayrıca el ekranı da evde. Polisler kendisinin gittiğini söylemelerine rağmen Scarlet babaannesinin çiftlikte onunla birlikte mutlu olduğunu ve kaçmayacağını kaçırıldığını düşünüyor. 

Çocukken babasının onu oraya bıraktığından beri babaannesiyle yaşıyor ve onu çok iyi tanıdığını kendisinden hiçbir şey gizlemeyeceğini biliyor. Kadının kaçırılması için hiçbir neden de aklına gelmiyor. Sonuçta yaşlı bir kadın. Sakladığı ve kaçırılmasına neden olabilecek ne biliyor olabilir ki? (!)

CİNDER – MARİSSA MEYER (AY GÜNLÜKLERİ SERİSİ # 1)

ay günlükleri serisi ile ilgili görsel sonucu
Yazar: Marissa Meyer
Çevirmen: Deniz Arı
Yayınevi: Artemis Yayınları
Seri adı ve sırası: Ay Günlükleri # 1
Türü: Fantastik, Macera
Sayfa Sayısı: 312
Baskı Yılı: 2016

KİTAP TANITIMI:
Gelecekte bile, hikâye "bir varmış bir yokmuş" dİye başlıyor... İnsanlarla androidlerin yan yana dolaştığı Yeni Pekin'e hoş geldiniz. Her ne kadar birlikte yaşamayı başarsalar da türlerin dostluğu sanıldığı kadar kolay değil. Ölümcül bir veba insan nüfusunu tehdit ediyor. Ay İnsanları, Dünya'yı uzaydan izleyerek doğru zamanı kolluyor. Kimse Dünya'nın kaderinin tek bir kıza bağlı olduğunun farkında bile değil…

Becerikli bir mekanik ustası olan Cinder, herkesten saklasa da aslında bir sayborg. Üvey annesinin hakaretleri yetmezmiş gibi şimdi bir de üvey kardeşinin hastalanmasından sorumlu tutuluyor. Yakışıklı Prens Kai'in hayatına girmesiyle birlikte, Cinder birden kendini gezegenler arası bir anlaşmazlığın ortasında buluveriyor. Sorumluluk ve özgürlük, sadakat ve ihanet arasında kalan Cinder, Dünya'nın geleceğini koruma altına almak için önce kendi geçmişinin sırlarını açığa çıkarmak zorunda... Yeniden kurgulanmış bu masalda Külkedisi ile tekrar tanışmaya ne dersiniz?

Marissa Meyer, Washington'ın Tacoma kasabasında doğup büyüdü. Henüz küçük bir çocukken kitaplara âşık olan Marissa, ergenlik yıllarından beri gençlik edebiyatı üzerine çalışıyor. Peri masallarına da büyük bir sevgi besleyen Marissa, gençlik günlerinden beri bu masalları yeniden kurguluyor ve bu tutkusundan da vazgeçecek gibi görünmüyor.

( Fotoğraf kendi çekimim - Antalya 2016 )

KİTAP YORUMUM:

Kitabı Antalya’dan Ankara’ya dönüşte okudum. Yolculuk çok uzun sürüyordu. Önce koltuklardaki tv den film izledim, bu küçük tvler çok işe yarıyor uzun yolculukta. Sonra da Cinder’i okudum. daha önceden çok az sayfa okumuştum konuyu anlamamıştım bile. Sonra tekrar başladım kitabın hepsini bitirdim. Elimden bırakasım gelmedi. Zaten kitabı bıraksam yapacak daha iyi işim de yoktu. Yani bu kitap yolculuğun sıkıcı olmamamasını sağladı. Bu yüzden en sevdiğim kitaplar arasında :)

NOT: 8 Ağustos’ta okuyup bitirdim kitabı. Ama hemen ertesi gün dershane başladı, bir ay yaz kursu vardı. Sonra da canım istemedi yorumunu yapmayı ama şimdi vakit ve istek bulunca yazıyorum. Scarlet’ın yorumu hazır, onu (saat 12 yi geçti bugün diyeyim) bu akşam sekizde yayınlayacağım. Bakmak isteyenlere duyurulur ;)

cinder marissa meyer ile ilgili görsel sonucu

Dört veya beşinci dünya savaşından sonra ülkeler değişmiş. Kitaptaki yer ‘Yeni Pekin’ Asya’da bulunuyor. İnsanlar, android adı verilen robotlar ve sayborg denilen vücudunun bazı kısımları mekanik olan insanlar bir arada yaşıyor. Tabi ki insanlar sayborgları sevmiyor onları aşağılıyor. Halbuki bazı kazalarda veya doğuştan vücutları zarar görmüş insanlara mekanik parçalar takıyorlar. Hatta yalan sensörü ve kendiliğinden net bağlantısı da var. Böylece onlar da hayatlarına devam edebiliyorlar.

Baş karakterimiz Cinder de bir sayborg. Üvey annesi Adri hem de yasal vasisi, çünkü sayborglar yarı makine oldukları için sahipleri de oluyor. Cinder in bir ayağı ve bir kolu hem de bazı iç organları mekanik. Ayrıca kendisi de Mekanik Ustası. Ülkedeki en iyi mekanik ustası :)

31 Ağustos 2016 Çarşamba

UZUN BEYAZ BULUT <-> GELİBOLU – BUKET UZUNER

gelibolu buket uzuner everest ile ilgili görsel sonucu

Yazar: Buket Uzuner
Yayınevi: Everest Yayınları , Türkçe Edebiyat Dizisi
Tür: Tarih, Edebiyat
Sayfa Sayısı: 323
Baskı Yılı: 2001 (İLK BASKI)

***

KİTAP TANITIMI:

Çanakkale 2000

Çanakkale Savaşları'nda ölen büyük dedesinin mezarını aramak için Gelibolu'ya gelen Zelandalı genç bir kadın ve Çanakkale Milli Parkı'nda bastonuyla dolaşan Türk Nine'nin akıllara durgunluk veren seksen beş yıllık sırrı…

Çanakkale 1915

Osmanlı teğmeni Ali Osman Bey ile Anzak Er Alistair John Taylor'ın birlikte insanlığa verdiği dehşetengiz ders…

Tarih kitaplarında yer almasına henüz hiçbir milletin izin vermeye hazır olmadığı büyük insanlık sınavı: Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede savaş kahramanı olur mu? Ya da: Tarih düz okunacak bir metin midir? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır? Ve tarih yeniden yazılmalı mıdır?

Buket Uzuner, romancılığının doruklarında bir başyapıta daha imza atıyor.


KİTAP YORUMUM:

Öncelikle 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun!

Buket Uzuner'in okuduğum ilk kitabıydı ve diline, yazım tarzına hayran kaldım, kesinlikle son olmayacak. Tüm kitaplarını okumak istiyorum. Beni bir sürü düşünceye sevk eden her cümlesinde farklı şeyler hissettiren bu güzel roman için de teşekkür ederim :)

Çanakkale, yüreğimizdeki sızı, anaların babaların eşlerin kız kardeşlerin gözündeki yaş, bir yalan uğruna ülkelerinden koparılan gençler, gelincik çiçekleri, her yanı kan kokan topraklar, kan kırmızısını içine hapseden masmavi deniz, göz alıcı güneş doğuşu batışı… Çanakkale kanayan yaramız…
Gelibolu ise sözün bittiği yer.

Uzun Beyaz Bulut Yeni Zelanda'nın adıdır. Çünkü Aotearoa bu anlama gelir. Ayrıca Uzun Beyaz Bulut Gazi Alican Çavuş'un üç çocuğunun adıdır. Bu isimleri koyma hikayesi çok ilginçti. Beyaz da zaten bizim muhteşem Türk kadını Beyaz Hala :)

Bu kitap Türk Ali Osman Bey ve Yeni Zelandalı Alistair John Taylor’ın kesişen hayat hikayesini anlatıyor. Ama bu hikayeyi anlatırken, Çanakkale savaşını, kahraman Türk milletini, İngilizler tarafından kandırılarak Gelibolu’ya savaşa getirilen her şeyden habersiz Anzak gençlerini, dedesinin hikayesinin izlerini bulmak için Türkiye’ye gelen Yeni Zelandalı genç kadını, babasının biricik kızı her alanda kendini eğiten ve annesine inat hayatı boyunca evlenmeyen Eceabat köylüsü yaşlı ama güzelliğinden ödün vermemiş bir kadını, hayatı boyunca dedesinin kahramanlıklarını dinleyerek büyüyen bir adamı ve her iki ülkede de kahraman olan askeri anlatıyor.

Kitapta yaşanmışlık var. Yazar kurgu demiş, gerçeklerle benzerlik olsa olsa tesadüftür demiş. Ama ben olabileceğine inanıyorum. Başından her şeyi tahmin ettim ama bu tahmini okumak etkileyiciydi, hüzünlüydü, mutluluktu.

Aynı adam aynı savaşta iki düşman ülkede kahraman olabilir mi? 

28 Ağustos 2016 Pazar

TELEPATİ – LEONARDO PATRIGNANİ (MULTIVERSUM # 1)

telepati kitap ile ilgili görsel sonucu
Yazar: Leonardo Patrignani
Çevirmen: Çiğdem Casagrande
Yayınevi: Pegasus
Seri adı ve sırası: Multiversum # 1
Tür: Fantastik, Bilim-kurgu, Romantik, Macera
Sayfa Sayısı: 352
Baskı Yılı: 2015

KİTAP TANITIMI:

Ya bu hayat çok sayıda ihtimalden sadece biriyse?

Alex ve Jenny on altı yaşında iki gençtir. Alex Milano'da, Jenny ise Melbourne'da yaşamaktadır. Son dört yıl boyunca zaman zaman birbirlerini bilinçlerini kaybettikleri anlarda, hiçbir uyarı vermeden gerçekleşen telepatik iletişimleri sırasında görmüşlerdir.

Bu telepatik nöbetlerin birinde buluşmak üzere sözleşen iki genç, aynı gün aynı yerde durmasına rağmen birbirini göremez. Bu, şaşırtıcı bir keşif yapmalarını sağlar: Farklı boyutlarda yaşamaktadırlar. Jenny'nin evreninde Alex bambaşka biridir. Alex'in evreninde ise Jenny altı yaşında ölmüştür. Onlar birbirlerini bulmaya çalışırken Çoklu Evren patlayıp yok olmanın eşiğine gelmiştir ama Jenny ve Alex'in kesinlikle buluşması gerekmektedir çünkü Dünya'nın geleceği buna bağlıdır. Yaklaşmakta olan kaderi yalnızca aşkları değiştirebilecektir…

"Telepati birçok açıdan harika ve başarıyı Açlık Oyunları kadar hak ediyor. Sinematik içeriğe sahip bu eğlenceli kitabı bitirmek için kendinizle yarışacaksınız. Patrignani gençlik edebiyatına yeni bir soluk getirecek."



KİTAP YORUMUM:

Merhabalar :) Bugün uzun zamandır merak ettiğim ve 1 günde bitirdiğim kitabı anlatacağım. Telepati, ana konu ‘Paralel Evrenler’. Diğer deyişle ‘Çoklu Evren Teorisi’.


Dün gece kitaba göz attım on yirmi sayfa falan okudum. Sabah kalkınca da direk kitabı okumaya başladım. Baya ilgi çekici, heyecanlı ve sürükleyiciydi. Bir bakmışım sonuna gelmişim. Çok az kalmış ama en heyecanlı kısmında annemgil tarhana yapmaya çağırdılar :( Ben de mecbur tarhananın başına gittim. Tarhana da çok uğraştırıcı, ancak akşam ezanında başından kalkabildim. Annemler hala devam edecekler tabi. Ben de hemen kitabı bitirdim. Sonu güzeldi. Sonun başlangıcı gibi. Ya da kitabın başladığı yere dönüş gibiydi bilemiyorum. Çok farklı bitti. Hafıza elimde şu an ve yatmadan okumaya başlarım.
paralel evren ile ilgili görsel sonucu
Kitap Alex ile başlıyor. Kendisi  basketbol takım kaptanı. Maç sırasında tam da kazandıracak bir basket atmak üzereyken birden zihni başka yere gidyor. Jenny’nin yanına. 4 senedir ikisi de aynı atakları geçiriyorlarmış. Önceleri bayılma, titreme olurken son zamanlarda iletişim kurmayı başarmışlar. 

Jenny ona yaşadığı yeri söyleyebiliyor ve Alex onu bulmaya gitmek istiyor. Bunun için en yakın arkadaşı Marco’dan yardım istiyor. Marco geçirdiği kaza sonucu sakat kalmış yürüyemiyor. Ama dahi birisi. Aynı zamanda hacker. Alex’in anlattıklarına inanıyor ve ona yardım ediyor. Jenny Avustralya’da yaşıyorken Alex İtalya’da yaşıyor. Alex onu bulmak için baya uzun bir yolculuğa çıkıyor…

25 Ağustos 2016 Perşembe

ÇÖKÜŞ VE YÜKSELİŞ – LEIGH BARDUGO (GRISHA # 3)



Yazar: Leigh Bardugo
Çevirmen: Ömer Mülazım
Yayınevi : Martı Yayınları
Seri adı ve sırası: The Grisha # 3
Türü: Fantastik, Romantik, Macera
Sayfa Sayısı: 432
Baskı Yılı: 2015

KİTAP TANITIMI:
Hepimiz ölürüz ama herkes bir amaç uğruna ölmez Güneşin Elçisi Alina, Karanlıklar Efendisi'yle yaptığı son savaştan mağlubiyetle ayrıldıktan sonra yeraltındaki tünellere, Beyaz Katedral'e sığınır. Oldukça zayıf düşmüştür ve güneş ışığı olmadığı için gücünü de çağıramamaktadır.Tek çare, eski haline kavuşana kadar Apparat'ın dediklerini yapmaktır. Malyen ve Grishaların gizli bir planla Apparat'ı kontrol altına alması,Güneşin Elçisi adına mücadeleyi daha da zora sokar. Alina'nın şimdi, Karanlıklar Efendisi'ni alt etmesi için gereken tek gücün anahtarı olan ateşkuşunu bulması gerekmektedir. Peki onu bulup üç büyüteci bir araya getirdiğinde, Karanlıklar Efendisi'yle yüzleşerek Karanlıklar Diyarı'nı yok edecek kadar kuvvetli olabilecek midir?

"Serinin üçüncü kitabı Çöküş ve Yükseliş'te, uzun süre akıllardan çıkmayacak ve nefes kesen bir sona imza atılmış. Kesinlikle olağanüstü."
-Amazon-

"Karakterlerin her biri kusursuz bir gerçekliğe sahip. Bu seriyi okunası kılan sebeplerden biri de işte bu."
-Booklist-

"Bardugo serinin takipçilerini kesinlikle hayal kırıklığına uğratmayacak bir fantastik serüvenle daha karşımızda."
-Los Angeles Times-


Grısha serisinin 3. ve son kitabını bitirdim. Seri güzel bitti. Sonunu nasıl bağlayacak diye baya merak ediyordum. Bu kitapta bir çok gizem çözüldü. Daha farklı bitebilir diye beklemiştim. Ama tahmin ettiğim kişiyi seçti Alina. Genelde kitapta bir tane sevdiğim erkek karakter olurdu. Ama burda üç tane vardı :) Karanlıklar Efendisi, Nikolai Lantsov, Malyen.

Alina ilk kitaptan beri baya değişti. İlk kitapta çok saftı, ikinci kitapta açgözlüydü, bu kitapta da mücadeleciydi.  Garip olan şu ki Alina Karanlıklar Efendisi’ne körü körüne aşık olmasına rağmen ülkenin ve halkın iyiliği için onu yok etmek istiyordu. Nikolai’yi de seviyordu. Malyen’le çocukluğundan beri tanışıyordu, onun yanında kendini güvende hissediyor ve seviyordu. Malyen onun geçmişi ve bugünüydü. Yani Alina hepsini kendince seviyordu ama duygularını bir kenara bırakıp mantıkla hareket etmeye çalıştı.

grisha serisi ile ilgili görsel sonucu

Bu kitap Beyaz Katedral’den devam etti. Aparat Alina’yı gücünü toplama bahanesiyle hapsetmişti. Alina yer altında olduğu için ışığı çağıramıyordu. Malyen, Tolya, Tamar, David, Genya ve diğerleri Alina’yı ordan kurtardılar. Ateşkuşu’nu aramaya başladılar. Başlarından bir ton olay geçti.

Bu sefer Alina, aralarındaki bağlantıyı kullanarak Karanlıklar Efendisi’nin yanına gidiyordu. Karanlıklar Efendisinin gerçek adını da öğrendik içim rahatladı :) 

15 Ağustos 2016 Pazartesi

METRO 2033 – DMITRY GLUKHOVZKY (METRO # 1)



Yazar: Dmitry Glukhovsky
Çevirmen: Deniz Banoğlu
Yayınevi : Panama Yayıncılık
Türü: Bilimkurgu, Korku, Gerilim, Apokaliptik
Seri adı ve sırası: Metro # 1
Sayfa Sayısı: 600
Baskı Yılı: 2015

KİTAP TANITIMI:

Yıl 2033... Nükleer savaş sonrası enkaz haline gelen dünyada insan soyu neredeyse tükenmiş, radyasyon yüzünden kentler yaşanamaz halde... Hayatta kalan birkaç bin kişi yeraltına, dünyanın en büyük nükleer sığınağı olan Moskova Metrosu'na sığınıyor. Burası insanoğlunun son kalesi.

Yeraltındakiler için en büyük tehlike Karadelililer. İstasyonlar mini devletlere bölünmüş. İdealler, dinler, temiz su gibi nedenlerle bir araya gelmiş halklar. Duygular yerini içgüdülere bırakmış. Tek bir amaç var: Ne pahasına olursa olsun hayatta kalmak.

Genç Artyom'a, yaklaşmakta olan karanlık tehlikeye karsı halkı uyarmak için Metro'nun kalbi, "Polis" istasyonuna gitme görevi verilir. Metro'nun kaderi belki de tüm insanlığın kaderi Artyom'un elindedir artık...


KİTAP YORUMUM:

Metro 2033, okuduğum en karanlık, dehşet ama umut dolu kitaplardandı. 

Olay örgüsü karışıktı yani çok fazla olay vardı. Karakterler çoktu, hikayeye gelip giden tiplerdi. Aşağıdaki Metro'nun haritası. Arkadaki harita daha karışıktı daha çok yer vardı. Bu harita öndeki. Metro baya büyük, katlı, labirent gibi resmen :)


Ana karakter Artyom, Hunter lakaplı bir avcının verdiği görev için Metro’nun kalbi Polis’e gitmek için yola çıkar ve tüm kitap da onun yolculuğunu anlatır. Polis’e ulaşsa bile görevi bitmez daha doğrusu mecburen yola devam eder. Bu yolculukta çok şey yaşar, görür, öğrenir. Geri evi olan WDNCh istasyonuna döndüğünde hiçbir şey bıraktığı gibi değildir. Kendi istasyonuna saldıran Karaderililer adını verdikleri mutantlar ile başlıyor hikaye. Daha doğrusu onlar anlatılıyor, Metro’nun tarihi ve Artyom’un geçmişi anlatılıyor. Kitabın ilk başları biraz sıkıcıydı ama yolculuk başlayınca güzelleşmeye başladı.
Kitap bilimkurgu, korku var ama okutmayacak kadar değil. Kıyamet sonrası(Apokaliptik) türden bir kitap.

18 Temmuz 2016 Pazartesi

HEP VAR OL TÜRKİYEM !



15 Temmuz… Herkesin aklına kazınan ve tarih sayfalarına imza atan tarih…
Türkiye’miz, milletimiz, askerimiz, polisimiz kelimelere sığmayacak kadar zor günlerden geçiyor. Bir gün bunlarda geçecek ama kalbimizdeki acı ve hatıralar unutulmayacak, geçmeyecek…

Aslında böyle bir yazı yazmayacaktım. Bu günlerde kimseye güven olmuyor. Her önüne geleni eleştiriyorlar, sonuna kadar okumanızı rica ediyorum. Asla siyaset yapmam, konuşmayı da sevmem bu konuda. Bu yazıda okuyacağınız şeyler Türkiye ve aziz milletimiz, yaşadıklarımız, üzüntülerimiz, gururumuz olacak.
Öncelikle herkesin başı sağ olsun. Bugün şehitlerimizi defnettik. Allah’tan şehitlerimize rahmet, ailelerine ve tüm Türkiye’ye sabır diliyorum.


O geceki yaşadıklarımızı bir daha yaşamayalım. Hayatım boyunca darbe kelimesinin ne çağrıştırdığını anlamamıştım, hep saçma bulurdum. Yaşım daha 17. Yakında reşit olacağım ama yine de anlayamam. Ama anladığım bazı şeyler var.

Mesela bu ülkenin üniformasını giydiği halde, ordunun siyasete karışmamasını söyleyen Atatürk’ün meslektaşı oldukları halde gelip yönetime el koymaya çalışan hainlermiş. Kendi ana babası da bu topraklarda yaşadığı, ekmeğini yediği halde zorla masum erlerimizi kandıranlarmış. 

15 Temmuz 2016 Cuma

DİZİ FİNALİ: PERSON OF İNTEREST - POİ - (Final Hakkında Hissettiklerim)

Az önce en sevdiğim, her bölümünde bana bir şeyler öğreten, yeri geldiğinde güldüren, yeri geldiğinde ağlatan, yeri geldiğinde heyecanlandıran mükemmel dizi Person of İnterest’in final bölümünü izledim.
Yayınlandıktan hemen sonra izlerdim aslında ama diziye veda edecek olmam dolayısıyla uygun bir zamanı bekledim. Vedaları sevmem ama gerekiyor da. Ağladım bölümü izlerken. Hem bölüm duygusaldı hem de hayatımda izlediğim en mükemmel diziydi ve gerçekten bana her bölümünde bir şeyler kattı. Karakterler o kadar samimiydi ki, o kadar içtendi, o kadar çok hatalar yapmışlardı ki, ama tüm hatalarına rağmen iyi bir insan olabildiler. Kısaca bu dizinin karakterleri bizdendi…



Bana her şeyin siyah beyaz diye kesin bir ayrımı olmadığını öğretti. Grinin de var olduğunu. Eğer istersek her şeyi başarabileceğimizi. Eğer istersek yaptığımız tüm hatalara rağmen iyi bir insan olabileceğimizi. Eğer istersek dünyayı değiştirebileceğimizi…. Her insanın bir dünya olduğunu anladım. Bir insanı kurtarmanın dünyayı kurtarmak olduğunu öğrendim…
***
"Herkes yalnız ölür ama birileri için bir şey ifade ettiysen, birilerine yardım ettiysen ya da birilerini sevdiysen, tek bir kişi bile seni hatırlıyorsa belki de aslında hiç ölmezsin."
***         

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...