AĞAÇ EV SOHBETLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AĞAÇ EV SOHBETLERİ etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Aralık 2019 Perşembe

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 17 (LİSE AŞKLARI)




Bu haftanın konusunu da Barış Doğan belirledi: Lisedeki aşk meşk olayları ve lisede sevgili yapmak hakkında ne düşünüyorsun, sence yapılmalı mı?

Liseye geçtiğim zamanlarda ülkemizde bu sevgililik durumları iyice yaygınlaşmıştı her önüne gelen sevgili yapardı. Ben ve arkadaşlarım yapmadık galiba sadece  ;)

Lisedeyken çok dalga geçerdim, boş gelirdi bu şeyler. Hala da karşıyım lisede sevgili yapılmasına. Daha yaşımız küçük aşktan ne anlarız her önüne gelen de kendini aşık zannediyor bu öyle kolay mı derdim hep taa ki 11.sınıfa kadar. O zamanları hatırlamak hem kıpraştırıyor beni hem de üzüyor derinden. Lise yıllarım çok problemliydi ama 11.sınıf en güzeliydi cidden. 

Sen o kadar aşkla dalga geç büyük konuş sonunda bulur o seni. Yani beni de aşk 11 deyken buldu. Dalga geçtiğim şeyi yaşadım harbiden. Anladım ki aşkın yaşı yokmuş. Hele ki ergenlik döneminde duygular coşkuluyken bu hisler bambaşka etkiliyor insanı. Çok yordu beni. Çok ağlattı, çok güldürdü, çok düşündürdü, tüketti en sonunda.

30 Kasım 2019 Cumartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 13 (SÜPER KAHRAMAN)



En beğendiğiniz ya da size yakın gelen süper kahraman var mı? Peki süper kahramanınızın en sevdiğiniz özelliği nedir? DC mi Marvel mı daha iyi?

Merhaba ben süper kahramanları çok severim. Lisedeyken bir arkadaşım sayesinde bu tarz şeyleri hiç bilmesem de ve fantastiğe o zamanlar sıcak bakmasam da marvel serisine başlamıştım. Sonra dc ve X-Man serilerini izledim. Daha da izlemediğim çok şey var ama Marvel’ın ana filmlerinin hepsini izledim diyebilirim. Bayılıyorum süper kahramanlı filmlere =)

Batman, Iron Man, Superman, X-Man, Spiderman, kaptan Amerika, Wolverine, Black Widow en en sevdiklerimden. Batman ve Wolverine’e ise aşığım J

Marvel mı Dc mi tartışmasına girmeyi sevmiyorum. Marvel filmleri daha yaratıcı daha kaliteli, teknolojiyi de kullanıyor ve bağlantılı, kredi sahneleri olması açısından çok iyi tabii ki. Ama dc nin de karakterleri güzel filmleri de iyi. İkisini de izlerim ayırt etmeden.

Süper kahramanlarımda en sevdiğim özellik, kendilerini umursamadan insanları korumaya çalışmaları, insanlara yardım etmeleri ve kötülükleri uzaklaştırmaları. Keşke gerçekte de böyle iyiliksever ve çok güçlü kişiler olsaydı. Ama hayat film değil. Kötüler hüküm sürüyor genelde. İyiler eziliyor, masumlar suçlanıyor. Suçlular ceza almıyor. Böyle bir dünya maalesef.

3 Kasım 2019 Pazar

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 9 (RÜYA)




Konumuz: "Rüya görüyor musunuz? Görüyorsanız, ne tür rüyalar görürsünüz? Rüyalarınızı hatırlıyor musunuz? Sürekli olarak gördüğünüz rüyalar var mı?"

Herkes rüya görür. Her gece bir sürü görürüz ama hatırladığımız ya çok azdır ya da hiçtir.

Ben çocukken hep tavuk horoz görürdüm ve beni kovalarlardı. Aşırı derecede korkardım. Niye bilmiyorum sürekli aynı rüyayı görürdüm çocukken ve çığlık atarak uyanırdım.

Şimdilerdeyse saçma şeyler görüyorum genelde. Ya beni kovalayan olur yine. Genelde saplanırım kaçamam ve stres olurum. Uyanınca kaskatı kesilmiş olurum. Ya da tanıdıklarımı görürüm, saçma durumlar içinde. Yani rüyalarım genelde saçma benim. Niye bilmiyorum güzel rüya görmem. Hep rahatsız edici oluyor.

22 Ekim 2019 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 8 (ÖLMEDEN ÖNCE YAPILACAKLAR)



“Ölmeden önce yapılacak listende neler var? Ya da sadece bir yıl ömrün kaldığını söyleseler ölmeden önce neler yapardın?”

Herkesin kendince listesi vardır. Hepsi olmasa da bir kısmı yapılır.
Benim öyle; yazdığım, büyük listelerim yok. Ufak tefek aklıma geldikçe anlık sevinip, mutlaka yapmalıyım dediğim şeyler daha çok. Şu an hatırlayamam muhtemelen. 

1 yıl ömrü kaldığını öğrenmesin kimse. Ne zaman öleceğimizi bilmek çok kötü olmalı. Sürekli ölüm zamanını düşünmekten yaşayamaz insan. Allah korusun öyle şeylerden. 

Ben genel bir liste yapmak istiyorum. 
Ölmeden önce listesi hiç öyle ciddice yapmadım. Ama bu işi ciddice yapanlar da çok. 

7 Ekim 2019 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 6 (DÜĞÜN,GÖSTERİŞ)



Bu haftanın tartışma konusu için düğünlerden yola çıktık. Söz, nişan, çeyiz alışverişi, kına gecesi, fotoğraf çekimleri, düğün salonları ve hepsinin arkasındaki şatafat düşkünlüğü… Ülkemizdeki düğün adetleri hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizin hayalinizdeki düğün nasıldır?

Merhaba :)
Bu haftanın konusu da gösteriş. Gösteriş yapanları sevemiyorum çok. Yaptığın şeyleri paylaşırsın, yemeklerini paylaşırsın, gezdiğin yerleri paylaşırsın tamam ben de yapıyorum bunları çok sık. Ama gösteriş olsun diye değil. O günkü yaptıklarımı çevremle paylaşmayı sevdiğim için paylaşıyorum. Bazıları bunu yanlış anlıyor. Kıskanıyorlar bazıları. Bazen nazar değiyor bana cidden. Ama yine de hayatta yaşadığım anları mutlu olduğum şeyleri paylaşmaktan geri duramıyorum.

Düğün gösterişi ise şu anlık bana uzak olan bir şey. Sevmiyorum çok abartılı şeyleri. Düğün yapmama daha çok var bence ama gösterişli düğün ev istemiyorum. Bana uyan, anlaşabildiğim hayırlı bir eş bulayım, eğlenebildiğim, çevremle birlikte en özel günümü paylaştığım bir düğün olsun yeter. Öyle abartılı şeye gerek yok. Bence mutlu olmak, samimi bir ortam daha önemli :)

Son zamanlarda moda oldu düğün, nişan, kına organizasyonu, konsepti falan filan. Her özel gün için süslü masalar, gösterişli magnetler hediyeler vs var. İnstagramda sürekli karşıma çıkıyor bu tarz şeyler. E haliyle herkes de çok gördüğü için özeniyor. Benim de olsun istiyor. Şunu da alalım, bunu da yapalım diyorlar. Sonra binlerce para dökülüyor. Sözü, nişanı, kınayı, düğünü, doğumgününü, baby showerları, bebek partilerini her şeyi yapıyorlar. En büyük kazancı da organizasyoncular alıyor tabi ;)

Bu tarz şeyler çoğaldıkça bence insanların açgözlülüğü de artıyor. Azla yetinmeyi bilmiyorlar. Mesela binlerce lira verip salon takımı alıyorlar, ama bir kez oturulmuyor. Onun yerine daha faydalı şeyler alınabilir. Kitap gibi ;)) ya da balayında daha iyi yere gidilebilir, daha çok şehir gezilebilir.

Fotoğraf çekimini severim. Dış mekanda çekilmesi güzel bir şey bence. Fazla abartılı sahte pozlar olmadan güzel bir manzara önünde fotoğraf çekinilebilir.

Çeyiz alışverişi de çok abartılıyor. Eskiden çeyizler görücüye açılırmış. Şimdilerde bu da biraz kalktı. Ama bence bu adet keyifli olabilir. Çok abartmadan çeyiz eşyaları alınıp en yakın çevreye gösterilse , gelinin heyecanını herkes yaşar bence. O eşyaların kullanılacağı zamanları hayal edip mutlu olurlar.

Şatafat, gösteriş çok oluyor artık dediğim gibi. Herkes elaleme bizim de bundanımız var diye hava atmak için alıyor her şeyi. Düğün salonları bütçeden fazlasına tutuluyor.

Bence herkes maddi durumuna göre düğün yapsa fena olmaz. O kadar gösterişle giyinip, evleniyorlar ki sonra da yıllarca borç ödeniyor. Bence o kadar borca girmeye gerek yok.

Mutluluğun yaşanabileceği, samimi bir ortam tutulsun, hoş bir gelinlik damatlık alınsın. Güzel yaşanılabilir uygun bir ev alınsın. Ona uygun eşyalar. Fazla borca girmeden, bütçeyi çok aşmadan..

Ha bir de ben ayrı ayrı söz nişan yapılmasını doğru bulmuyorum ya. Gereksiz gibi geliyor. Eğer ki düğüne çok zaman varsa yani 1 yıldan fazla falan o zaman tamam hadi yapılsın. Ama az zaman olup da her şeyi gösterişle yapayım diyenleri samimi bulmuyorum. 

Söz de yakın akraba içinde olmalı. Evde olmalı bence. Nişana gerek yok. Kına gecemi kadınlar arasında hamamönündeki uygun bir konakta yapmak isterim. Erkekler zaten dışarıda duruyor bizde genelde. Ayrıca bir de gelin hamamı yapmak isterim. Abartı fazla olmadan tabii ki. Sadece kuzenlerim, kardeşim ve sevdiğim arkadaşlarım gelsin diye. Eğlenceli olabilir bence. O zamanki durum bilir tabi. Düğünü de uygun fiyatlı geniş düzgün bir salonda yapmak isterim. Belki düğün bile olmaz sade nikah olur.

Bilemiyorum. Daha bunlar için erken. Şu an okul telaşındayım ;)

Bakım planları, vizeler, finaller, açıköğretim dersleri derken yoğun seneler var önümde. Eğer ki bunları hayırlısıyla tamamlarsam mesleğimi elime tam anlamıyla alırsam o zaman evlenmek isterim. Atanmadan önce evlenmek istemiyorum.

Herkese iyi haftalar dilerim.


Taha ve Edischar'a da teşekkürler :)
***
NOT: İlk haftanın konusu televizyondu onun hakkındaki yorumumu okumak için tıklayınız.

NOT: İkinci haftanın konusu küresel ısınma ve çevre kirliliğiydi. okumak için tıklayınız.


NOT: Üçüncü haftanın konusu yaşadığımız şehirlerdi. Ben Ankara'yı tanıttım. Okumak için tıklayınız.

NOT: Dördüncü haftanın konusu özgürlüktü. Okumak için tıklayınız.

NOT: Beşinci haftanın konusu mutluluk ve şükürdü. Okumak için tıklayınız.

30 Eylül 2019 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 5 (MUTLULUK)



Hayatınızda sevdiğiniz ve şükrettiğiniz şeyler, sizi gün içerisinde mutlu eden küçük detaylar nelerdir?

Merhaba :) bu haftaki konu da çok tatlış olmuş.

Hayatta şükrettiğim en önemli şey sağlığım. Hele ki yaşadığım staj anılarımdan sonra bunun önemini daha çok fark ettim. Bir insan kendi başına nefes alıp, işlerini kendi halledebiliyorsa şükretmesi için bir sürü sebebi var demektir.

Hayatımda sevdiğim en önemli şey ailem :) sonra kitaplarım, dizilerim, arkadaşlarım…

28 Eylül 2019 Cumartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 4 (ÖZGÜRLÜK)



Özgür olduğunuzu düşünüyor musunuz? Özgürlük sizin için ne anlam ifade ediyor? Size göre özgür olmanın sınırı nedir?

Biraz geç kaldım sanırım yazmak için ama vaktim olmadı. Bu hafta çok yoğundurm. Stajlarım vardı, dersler vardı ve bir de hastane randevularım. Takip edenler bilir 2 yıldır insülin direnci vardı bende. Diyabet hastası olacaktım neredeyse. Olmayım diye direndim 2 yıldır, diyetler yaptım ilaçlar kullandım. Bu hafta sonunda iyileştiğimi öğrendim. Artık iyiymişim. İlaçları bıraktım. Tabi aileden gelen bir genetik yatkınlık var. O yüzden ömrüm boyunca dikkat etmem gerek. Kilo almamam, hareketsiz kalmamam gerek. 75 kilodan 58 e düştüm. 2 yıldır bayağı çabaladım ve sonunda özgürüm :)

Tam da bu haftanın konusuna uymuş. Bence özgürlük istediğimizi yapabilmek demek. Tabi başkalarının hakkına girmeden. İlkokul öğretmenimiz şöyle demişti: “Sizin özgürlüğünüz, başkasının hakkının başladığı yerde biter.”

16 Eylül 2019 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 3 (ANKARA)




Yaşadığınız şehrin sevdiğiniz ve sizi oraya bağlayan özellikleri nelerdir? Şehrinizde gitmeyi tercih ettiğiniz yerleri, meşhur yemekleri ve bir gün uğrarsak bize önerebileceğiniz aktiviteleri tanıtır mısınız?

Ben Ankara’da yaşıyorum. Ankara’yı seviyorum, düzenli bir yapısı var, ulaşım iyi, kalabalık evet ama yine de güzel şehirlerden biri. Anadolu’nun göbeğinde. Zaten Atatürk de bu yüzden burayı başkent seçmiş ya.

Ankara deyince herkesin aklına Anıtkabir gelir. Yarın da uyum programında görevli olduğum için orayı ziyaret edeceğim. Tandoğan’daki kampüsten Anıtkabir’e binlerce Ankara Üniversitesi öğrencisi olarak yürüyüş yapacağız.


Meclisler ve siyaset de akla gelen ilk şeylerden tabi. Özellikle seçim zamanı Kızılay, Sıhhiye gibi yerler felaket karışık oluyor. O zamanlarda sevmiyorum şehri, çünkü siyaset sevmem.  Kızılay’da en ünlü yer Güvenpark tabii. Oraya da şöyle gidip oturabilirsiniz.

Eski meclis ziyaret edilebilir. Yeri gelmişken söyleyim.


Hamamönü, restore edilmiş tarihi evlerin olduğu güzel bir yer. Kafeleri de çok iyi, sakin, kaliteli. Orada herkes birbirine hocam diye hitap eder ;) okul çıkışlarında veya arkadaşlarla buluşmaya oraya çok gittim. Oraya gitmişken Tacettin Dergahı’na uğramayı unutmayın. Mehmet Akif Ersoy’un evi orada.

Altınköy Açık Hava Müzesi’ne de gidin. Orası büyük bir yer. Vaktinizi alır ona göre ayarlarsınız. Ankara'da köy havası bulacaksınız orada. Çok şirin bir yer.


Kızılay kalabalık ve rahatsız edici bana göre. Ama aradığınız her şeyi bulabilirsiniz. Karanfil sokağı severim. Kitapçılar çok var. Olgunlar da öyle. Kızılay’a alışveriş için gidebilirsiniz ya da kafeleri için.

Sıhhiye Ulus gibi yerleri sevmiyorum oralar tuhaf geliyor pek tekin değil sanki. Sevemedim bir türlü.

Tunalı Hilmi Caddesi & Kuğulu Park’a da gidebilirsiniz. Alışveriş ve dinlenme için belki. Ben pek uğramıyorum oralara. Bahçelievler’de de güzel kafeler varmış oralara gidebilirsiniz.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ni kesinlikle görmelisiniz. Eski çağlardan bir sürü şey var. Müze gezmeyi severler kaçırmasın :) oraya gittiyseniz Ankara Kalesi’nin en yukarısına çıkıp tüm Ankara manzarasına bakmayı ve fotoğraf çekilmeyi de unutmayın derim :)

Etnografya müzesini de gezin. Keçiören’de de Estergon kalesi var. Oralara bakın. Teleferikle dolaşın. Keçiören güzel yer çok parkı var.


Hacı Bayram Cami, Kocatepe Cami’yi gezmeden olmaz. Oraların atmosferini de tadın.

Ulucanlar Cezaevi’ne de bakın. Müzeye çevrildi tabii şimdilerde. Ürkütücü ve hüzünlü bir yer. İnsanı çok etkiliyor. Ulucanlar’da çekilmiş Uçurtmayı Vurmasınlar filmini de izlemeyi unutmayın sonra.

Gençlik Parkı’na da eğlenmek için gidilebilir.


Mogan Gölü, Mavi Göl, 50.yıl parkı, Göksu Parkı’na piknik için gidilebilir. 50.yılda mangal yakmak yasak, tüp götürüp öyle yemek pişirebilirsiniz. Piknik yerleri iyi ama keşke daha bakımlı olsaa. Bize mavi göl daha yakın o yüzden genelde oralara gideriz.

Dikmen Vadisi’ne gidebilirsiniz.
(Bunu kendim çektim. Yer Mavi Göl.)

Alışveriş, müze açısından çok çeşitli bir yer Ankara. Netten araştırınca birçok özel ve devlet müzesi bulabilirsiniz. Gittiklerimi yazdım ben ama daha çok yer var. Alışveriş için de bir sürü mekan avm var. Tiyatro ve sinema için de çok yeri var.
Ankara, gri bir şehir. Fazla mutlu da etmez, üzgün de. Arada bir yer. 

Yaşamak iyi mi evet düzenli çoğu yere göre. Düzenli yerleri severim. Hayat pahalı ama. İnsanları soğuk, ciddi, umursamaz ve hayattan bıkmış. Çünkü bilirsiniz büyük şehir insanı yalnızlaştırıyor. 

Ben Ankara’ya kendi çapımda yalnızlıklar şehri derim. Mutsuz olunca daha da çok anlıyorsunuz yalnızlığı. Herkes kendi derdinde çünkü. Çünkü çok kalabalık, çünkü yeşillik az, doğadan uzak, gri ve beton arasında bir yer.

Yine de seviyorum. Neden bilemem. Ömrüm boyunca burada yaşadığım içindir belki de.

Gezmeyi severim ama. Yılda bir kez de olsa buradan uzaklaşmak iyi geliyor. İnsanlarından, trafiğinden, gürültüsünden, ciddiyetinden, griliğinden. 
O yüzden yaz aylarına doğru o soğuk kışı atlatınca bir an önce tatile gitmeyi beklerim. Ankara’ya dönünce de insanın ne olursa olsun evinden fazla uzak kalamayacağını tekrar anlarım. Evim burası çünkü. İster istemez özlüyorum.

Ankara'da gezilecek yer yok diyenlere gelsin bu yazım. Bir sürü yer var ama biz bilmiyoruz. Netten bakın mutlaka. Araştırıp plan yapın gezin. 


Kısaca Ankara'da isteyene kültür sanat etkinlikleri ve yerleri çok var sadece bakılacak yerleri bilmelisiniz. Aktivite ve özel yemekleri bilemiyorum öyle ünlü olmuş bir şeyi yok galiba. Ankara'nın uzak ilçelerinden Kızılcahamam, Beypazarı, Çamlıdere de güzeldir. Vaktiniz olursa gezin. Ben Kızılcahamam a çok gittim. Önce Soğuksu Milli Parkı'nda piknik yaparız, akşam da belediyenin büyük kaplıcasında özel aile odası tutup hamama gireriz. Mis gibi rahatlatan aktivite bu bence :))

Elmadağ'a da kayak için gidiyorlar. Ben hiç gitmedim. Eymir Gölü var herkes seviyor ama gidemedim bir türlü.

NOT: Fotoğraflar alıntıdır. İsmim yazan fotoğraf bana aittir.

***Etkinlik için  Taha Akkurt'a ve Edischar'a teşekkür ederim. Ne zamandır gezi yazısı yazmak istiyordum. Böyle bir etkinlikle yazmış bulundum. Acemi bir yazı ama idare edin :)

NOT: İlk haftanın konusu televizyondu onun hakkındaki yorumumu okumak için tıklayınız.

NOT: İkinci haftanın konusu küresel ısınma ve çevre kirliliğiydi. okumak için tıklayınız.


9 Eylül 2019 Pazartesi

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 2 (DOĞA)



Merhaba ağaç evde bu haftaki konumuz aşağıdaki gibi. Siz de katılmak isterseniz hemen yazmaya başlayıp yayımlayın :) Geçen haftanın tüm yazılarını okumak için Taha'nın hazırladığı arşive bakın :) Okuduklarınıza yorum atmayı unutmayın dostlar. Takip de edelim birbirimizi. Samimi ortam olsun :) Konunun güzelliği için  İrem Can ' 'a teşekkür ederim. 

Gelecek haftanın konusu için bende savaşları, zararlarını ve insana etkilerini önermek isterim :)

“Doğamız giderek tehlike sinyalleri veriyor. Küresel ısınma ve çevre kirliliği en had safhada. Bunlar için geri dönüşüm, sıfır atık, daha az tüketim hatta poşetlerin paralı olması gibi önlemler alınıyor. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz? Geleceğimiz için daha yaşanılır bir dünyayı nasıl sağlayabiliriz?”

Doğa ile insan bütünlük içinde.  Hubert Reeves şöyle demiş ya: “Doğayla savaş halindeyiz. Eğer kazanırsak, kaybedeceğiz...”

İşte olay tam da bu. İnsanlar her şeye hükmetmek istiyor. Her şeyin kendi ellerinde olduğunu sanıyor. Kısmen haklılar da. Ama bu doğayı istediğimiz gibi kullanıp sonra da yakıp yıkacağımız anlamına gelmez. Açgözlülük insanı zarara uğratır.

3 Eylül 2019 Salı

AĞAÇ EV SOHBETLERİ # 1 (TV)


Merhaba bugün blogda günlük kontrollerimi yapıp, yeni yazılara yorumlar atarken güzel bir etkinlik keşfettim. Birçoğunuz görmüşsünüzdür. 

Uzun zamandır eski blogger samimiyetinin kaybolduğunu, artık geri dönüşlerin daha az yapıldığını, blog okumaya vakit ayrılmadığını üzüntüyle karşılıyordum. Allahtan arada sırada böyle güzel etkinlikler ve mimler yapılıyor da biraz canlanıyoruz :)

Böyle güzel sohbet tarzında etkinlik oluşturdukları için Taha Akkurt'a ve Edischar'a teşekkür ederim. Onların etkinlikle ilgili açıklamalarını isimlerine tıklayıp okuyabilirsiniz 😄


Televizyon izliyor musunuz? İzliyorsanız veya izlemiyorsanız sebebi nedir?

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...